RAMAZAN birazda kendimize koyduğumuz engelleri görüp idrak ederek onları ortadan kaldırmayı düşündürmek üzere bize misafir oluyor. Merhametle geldiğini biliyoruz. Eli kolu rahmetle dolu. Deneyimlerimizden bunun şuuruna varıyoruz zira önceki zamanlara göre söz ve eylemlerimizde yumuşama görülüyor. Daha empatik davranışlar geliştiriyoruz. Kimseyi kırmamak için azami ölçüde dikkatli oluyoruz. Hatta kötü hallerden bağımızı çözüp dua alacak faaliyetlere de sıkça katılıyoruz.
Bunların hepsi çok güzel, tamam. Ancak başkalarına merhamet üzere davranmayı esas alıp bunu icra eden bizlerin kendimize merhametsiz oluşumuzu, her iyi eylemde bizi engelleyenin yine kendimiz olduğu gerçeğini nereye koyacağız ve nasıl izah edeceğiz?
…
ENGEL olan kendimiziz, kendimize. Başkasına suç atmaya yeltenmeyelim. Onlarınki, bizde mevcut bu durumu gördüklerinden körüklemekten ibaret. Çoğu defa bunu yapmaları için biz o yanımızı özellikle gösterip bir nevi kışkırtıyor bile olabiliriz. Kendimizin sabotajcısı biziz, onlar da işbirlikçilerimiz.
…
NEGATİF iç sesimizi dinlemeye o kadar alışmışız ki, melekî tarafımızdan gelen uyarıları dikkate bile almıyoruz. Kendimiz kendimizi durduruyoruz. Harekete geçmeyerek kendimiz kendimizi atalete mahkûm ediyoruz. Risk alma konusunda gözümüzü korkutan bizden başkası değil. Orijinal bir fikrimiz olduğunda bunları ortaya koymamıza mâni olan kendi ürettiğimiz vehimler. Oysa belki de bir buluş olarak o fikir ilk bize misafir olmuştu. Üzerine eğilip, cesaretle gereklerini yerine getirerek ortaya koyabilseydik bu bizi her açıdan kaldıracak, kendimize iman etmemizi yani güvenmemizi sağlayacaktı.
…
ÖZ SAYGI sorunlarımız elbette kendimizin sabotajcısı olmamızda en önemli faktörlerden. Yetiştirilmeyle ilgili yanları var. Yanlış kültürel kodlamalar etkin. Bir şeyleri hak ettiğimize inanmıyoruz. İlk defa bizim yağabileceğimize itimadımız yok. Yetersizlik ve değersizlik duygularıyla boğulmuşuz.
Potansiyelimizin farkında değiliz. Yetilerimizi açığa çıkaracak ortamlardan ya beceremezsem korkusuyla kaçıyoruz.
Kendimiz olamıyoruz bu nedenle. Ezik kalıyoruz. Taklit kimliklerle yaşıyoruz. Hedef koyamıyoruz ki bunlara ne kadar ulaşıp ulaşamadığımızı müzakere edelim. Ülküsüz kaldık. Amaçsızlık dünyanın dibi görünmez karanlık kuyusu ve kendimizin sabotajcısı olarak kendimizi biz oraya yuvarladık.
…
RAMAZAN bize kulluğumuzu hatırlatıyor. Potansiyelimizi açığa çıkarmamızı istiyor. Ne ezilerek geride kalmamıza razı ne de kibre bürünerek haddi aşmamıza. İtidal üzere yaşayarak mevcudumuzun farkına varmamızı istiyor. Güçlü ve zayıf yanlarımızı adaletle tespit ederek gereğini yapmamız için motive ediyor. Bu yüreklendirme ile bir yol haritası çıkarmamızı istemişti ta baştan. Bu süreği bayramdan sonra da devam ettirebilmemiz için plan bozucu davranmamamızı istiyor ve yolunu gösteriyor.
…
ÖZ SABOTAJ toksik alışkanlıklarımızdan biri olabilir. Kurban psikolojisine alışmak, sürekli mağduru oynayıp en yakınlarımızın vampiri rolünü benimseyerek onların merhamet ve sevgilerini sömürmeyi adet hâline getirmiş olabiliriz. Bunlar şuurla yapılmamış olabilir elbette. Kendimize bilerek zarar verip ziyana uğratmak anlaşılabilir değil. Belki de temel yönlendirici güdümüz kendimizi korumak. Kötü tecrübelerle başkalarına karşı rezil olmaktan engellemek gibi düşünceler burada etkin olabilir.
Altında yatan her neyse bu mübarek ayda bulup çıkarmak görevimiz zaten. Kur’an’da yer alan kıssalar bizim psikolojimizin altında nelerin olduğunu deşip çıkarmamız için değil mi zaten?
…
TAKVA farkındalık demektir. Sorumluluk bilinci ile hareket etmek diğer anlamı. Rabbimizin “Kur’an’ın takva sahiplerine hidayet edeceği” emri üzerinde tekrar düşündüğümüzde kendimize sabotajcı olmamamız gerektiğini yani özümüze karşı dürüst olmamız lazım geldiği açıkça göreceğiz.
Takva korunulması gerekenlerden özenle korunmak, korumak gerekenleri dikkatle korumak, korkulması icap edenlerdense hakkıyla korkmakla gerçekleşir. Kendimizi sabote etmekten sakınmayı da bu şekilde anlayabiliriz. Bu ise Rabbimizin özümüze koyduğu, fıtratımıza yerleştirdiği ve açığa çıkarmamızı istediği potansiyelimize saygı göstermektir ki, takva bu anlamı da içerir, sabotajı reddeder.
…
ÖZ SABOTAJ kendi gerçeğimizden kaçış yollarından biridir ancak mübarek ay feyziyle oraları tıkamıştır.
Sevgimizin, sevdamızın, aşkımızın, ailemizin, anne baba oluşumuzun, dostlarımızın yâreni olmaklığımızın hatta iş yerinde verimli olmamızın sabotajcısı biz olmayalım artık. Hangi sahalarda bu açıdan kusurumuz varsa ciddi bir tarama yaparak tespit edelim ve üzerine gidelim.
…
KUR’AN-I KERİM’E karşı bu kadar duyarsız oluşumuzda, anlamamak için elimizden gelenin fazlasını yapmak için didinmemizde, bu yönde söz söyleyenleri düşman belleyip saldırıya geçmemizde yine kendimizin sabotajcısı biziz. Başkalarının bunu güya iyilik adına körüklediğini de saklayamayız. Ön anlamalarımız yine öz sabotajımız olmuyor mu mesela? Önyargılarımız aynı şekilde öz sabotaj malzemelerimizin başında gelmiyor mu? O halde artık çare düşünme vaktidir.
…
YÜCE KİTABIMIZ şerefimiz olarak bize yeterlidir. Efendimiz gibi ona sahih talebe olduğumuzda üflenmiş her düğümü çözebiliriz. Kendimizi ne eksik ne fazla hissettirecek, yani dengeye oturtacak O’dur. Hayattaki tüm güzellikleri okutacak, başarılarımızda Rabbimizin etkisini hatırlatıp şükre taşıyacak olan yine O’dur. Allah’ın bizleri layık gördüğü kulluk haysiyetini, Kendisine muhatap oluşumuzu, vahye anlamaya gayretli bir öğrenci olma durumumuzu kimseye kaptırmayalım. İç ve dış tetikçilerin farkına vardığımızda tetiklenmelerimiz son bulacağından kendimizin öz sabotajcısı olmaktan azat olacağız.
Ramazan’ın getirdiği muhteşem atmosferi bunun için kullanmamız akıllıca olur.
Ya Selam!