Ekrem İmamoğlu’nun terörle ilgili soruşturmasında tutuksuz yargılanmasına karar verildi, ancak yardımcılarından biri tutuklu olarak yargılanıyor. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz ettiğini söyleyen Öz, “Sonuçta bu, yargının vereceği bir karar. Hakim ve savcı farklı değerlendirmelerde bulunabilir. Şu an mevcut durumda bir tutukluluk hali var ve tutukluluk bir tedbirdir. Ancak ek bir tutuklama gerekip gerekmediği konusunda mahkeme karar verecek. Şahsi kanaatim, bu kararın pek değişmeyeceği yönünde” ifadelerini kullandı.
"İster istemez bazı soru işaretleri doğuruyor"
İmamoğlu’nun iki telefonu olduğu, ancak bunlardan yalnızca birini teslim ettiği söyleniyor. İmamoğlu’nun iş ve özel hayatı için ayrı telefonlar kullandığı belirtiliyor. Telefonlardan yalnızca birini teslim etmesine “İster istemez bazı soru işaretleri doğuruyor” diyen Öz, “Eğer bir yargı süreci varsa, ilgili makamlara tüm bilgilerin verilmesi gerekir. Neticede devlet, iletişim trafiğine zaten ulaşabilir. Telefonu teslim etmemek, gereksiz bir şüphe uyandırıyor” şeklinde ifade etti.
İBB'ye kayyum atanma ihtimali üzerine
Beşiktaş ve Şişli Belediyelerine kayyum atanması sonrası İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de kayyum atanma soruları da gündem de yerini koruyor. Kayyum atanması için bir belediye başkanının tutuklu olmasının gerekli olmadığını savunan Öz “Daha önce benzer örnekler gördük” diyerek Ahmet Türk’ün serbest dolaşmasına rağmen görevden alınması örneğini verdi.
"Eğer deliller güçlü görülüyorsa, tutukluluk devam edebilir”
İmamoğlu’nun tutukluluk durumunun değişebileceğine yorumlarda bulunan Öz, “Hukukçuların değerlendirmelerine göre, iddianamenin hazırlanması ve ilk duruşmanın görülmesi yaklaşık 5-6 ay sürebilir. O zamana kadar tutukluluk durumu devam edebilir. Mahkeme sürecinde delillerin değerlendirilmesiyle, tutukluluk kararında bir değişiklik olup olmayacağını göreceğiz. Ancak eğer deliller güçlü görülüyorsa, tutukluluk devam edebilir” dedi.
"CHP liderinin “Polisle çatışmak isteyenler el kaldırsın” gibi bir ifadede bulunması doğru değil"
Protestolar sırasında polis memurlarına yanıcı madde fırlatıldığı görüntüleri ortaya çıktı. Bu süreçte, tamamen kitle psikolojisiyle hareket eden bir grubun içinde, provokatif ve marjinal unsurların da yer aldığını söyleyen Öz, “Özellikle CHP liderinin “Polisle çatışmak isteyenler el kaldırsın” gibi bir ifadede bulunması, sorumlu bir siyasi liderin söyleyeceği bir söz değildir. Bu tür açıklamalar, olayları provoke edebilir ve kontrol edilemez bir noktaya taşıyabilir. Siyaset, toplumda gerilimi düşürmek ve sağduyuyu hakim kılmak üzerine inşa edilmelidir” şeklinde ifade etti.
“Bu göz karartma neden?”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in halkın sokağa çıkması için kurduğu cümlelere ilişkin yorumlarda bulunan Öz, “Siz bu cümleleri kurduğunuzda, o grubun manipülasyonlarla, provokasyonlarla ve araya sızmış marjinal sol gruplarla birlikte nasıl bir noktaya evrileceğini asla bilemezsiniz. Dolayısıyla makul siyaset çerçevesinde kalmak isteyen hiçbir siyasetçi, böyle büyük bir riski göze almaz. Peki, bu göz karartma neden?”
“CHP kendine zarar veriyor”
Şehzadebaşı Camii’nin haziresindeki mezar taşlarını tahrip edecek kadar ileri giden, caminin duvarlarına zarar veren, hatta tuvalet ihtiyacını dahi orada gideren marjinal grupların varlığından bahseden Öz, “Üstelik bu gruplar, caminin içine ve duvarlarına boyalarla kendi sembollerini çiziyor. Şimdi soruyorum: CHP’nin siyaseti bu mu? Marjinal grupların arkasına takılmış bir CHP, aslında en büyük zararı kendi siyaset anlayışına veriyor. Bir siyasi liderin burada sorumluluk alması gerekirken, bu noktada bir boşluk görüyoruz” şeklinde konuştu.
“Polisi geçin ama zarar vermeyin” gibi bir ifade nasıl mümkün olabilir?”
Öz, “Yani fizik kurallarına meydan okuyarak mı? Eğer iki madde birbiriyle çarpışıyorsa, biri diğerinin üstünden atlayıp geçemez. Binlerce insanın oluşturduğu kitlenin önüne ne çıkarsa ezip geçeceği aşikâr. Bunu bir siyasi lider göremiyor mu?” ifadelerini kullandı.
“Sonuçlarını ileride fark ettiklerinde geri dönmek için fırsatları kalmayabilir”
Kitle psikolojisine oynamanın ya çok iyi bilmeyi ya da hiç bilmemeyi gerektirdiğini söyleyen Öz, “Eğer çok iyi biliyorsanız ve bu talimatları veriyorsanız, bu kitlenin neler yapabileceğini de biliyorsunuz demektir. Bu büyük bir tehlikedir. Eğer bilmiyorsanız ve yine de bu talimatları veriyorsanız, bu da büyük bir eksikliktir. Bu tür çağrılar, siyasi partiler için altından kalkılamayacak manevi ve vicdani sorumluluklar yükler” diye ifade etti.
“Eğer hesaplaşmayı sokakta yaparsak, Orta Çağ’a dönmüş oluruz”
Öz, “Hukuk düzenine inanan biriyseniz, elinizde deliller varsa mahkemeye gidip savcılığa başvurursunuz. Ama hak, hukuk ve adalet sokakta aranmaz. Eğer hesaplaşmayı sokakta yaparsak, Orta Çağ’a dönmüş oluruz. Modern hukukun, anayasa tarihinin geldiği noktayı yok sayarak hâlâ bu işleri sokakta çözmeye çalışıyorsak, hiçbir ilerleme kaydetmemişiz demektir” şeklinde belirtti.
İstanbul Senin Uygulaması Üzerinden Kişisel Verilerin İzinsiz Toplanması İddiası
İstanbul Senin uygulaması üzerinden hukuka aykırı bir şekilde kişisel veriler ele geçirilme ihtimaline “Bu hepimiz için büyük bir risk demektir. Kişisel verilerin korunması yasaları varken, böylesine hassas bilgilerin bir Amerikalı şirketin eline geçmesi endişe vericidir” şeklinde tepki verdi.
“Reklam amaçlı veri toplama zaten bilinen bir durumdur”
Burada anlatılan şeyin, çok daha ileri bir seviyeye geçtiğini söylemenin mümkün olduğundan bahseden Öz, “Kişinin hareketlerinin adım adım takip edilmesi, hangi sokakta ne kadar durduğunun bilinmesi, hangi reklama ne kadar süre baktığının ölçülmesi kabul edilemez. Üstelik İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) imkanlarıyla, adeta bir “Büyük Birader” (Big Brother) mantığında, insanların tüm hareketlerinin takip edilmesi büyük bir güvenlik açığı yaratır” ifadelerini kullandı.
"Bir felaketle karşı karşıya olabiliriz"
Öz, “Böyle bir sistemin kullanılması, yalnızca siyasi bir manipülasyon anlamına gelmez. Aynı zamanda insanların mahremiyetinin ihlali ve bir gözetim mekanizması kurulması demektir. Eğer bu anlatıldığı gibi gerçekleşiyorsa, kişisel verilerin korunması açısından büyük bir felaketle karşı karşıyayız demektir” diyerek olayın ciddiyetine dikkat çekti.
“Bu kadar sokağa dökülme hali, ister istemez “Bu neyin paniği?” sorusunu akıllara getiriyor”
Bir belediyenin, yurttaşların verilerini böylesine hassas bir şekilde işlemesinin ve bunu dış kaynaklara açmasının, çok ciddi güvenlik riskleri doğurduğunu söyleyen Öz, “Biz Hitler Almanya’sında mı yaşıyoruz? Tepemizde bir Gestapo mu var? Demokrasi, hukuk ve özgürlük vurgusu yapanlar, nasıl böyle bir sistem kurabiliyor. Eğer gerçekten temiz ve şeffaf bir siyaset anlayışınız varsa, yargı sürecini bekler, itirazınızı hukuki yollarla yaparsınız. Ancak bu kadar telaş, bu kadar sokağa dökülme hali, ister istemez “Bu neyin paniği?” sorusunu akıllara getiriyor” şeklinde ifade etti.
“Şimdi işlem yapılıyor, “Neden işlem yapılıyor?” deniyor”
Öz, “Üstelik burada iktidarın doğrudan bir müdahalesi yok. Şikayet eden de CHP’li, hakkında soruşturma yürütülen de CHP’li. Yargı kendi sürecini işletiyor. Eğer savcıya gelen bir dosya görmezden gelinseydi, “Neden işlem yapılmıyor?” denilecekti. Şimdi işlem yapılıyor, “Neden işlem yapılıyor?” deniyor. Peki, o zaman bu yargı mensupları ne yapmalı?” şeklinde konuştu.
Savcının Sorumluluğu ve Hukuk Devleti Üzerine
Savcının önüne gelen iddiaları değerlendirdiğini söyleyen Öz, “Bu savcıya kimse, “Sen burada niye ülkenin çıkarlarını ve kamu yararını savunmadın, bunun ortaya çıkmasını neden engelledin?” diye sormayacak mı? O zaman dönüp kendi kendisini mi yargılasın? Böyle bir şey olabilir mi?” diye ifade etti.
“Hukuk devleti, kendi içinde denetleme mekanizmalarına sahiptir”
Öz hukuk sürecine ilişkin şunları söyledi:
“Eğer bir problem varsa zaten yargının içerisinde birçok denetleme süreci bulunuyor. Bir aşamada olmazsa diğer aşamada mutlaka incelenir. Yanlış bir karar varsa bu, sistem içinde düzeltilir. Biz böyle inanıyoruz. Evet, bazen içimize sinmeyen kararlar olabilir ama sonuçta biz bir hukuk devletiyiz. Türkiye’yi bir muz cumhuriyeti gibi göstermek, burayı Papua Yeni Gine gibi bir zemine taşımaya çalışmak doğru değil. Kendi zihinlerinde “Tayyip’in yargısı, Tayyip’in polisi” diye bir algı oluşturdukları için böyle hareket ediyorlar. Ama kaçırdıkları bir nokta var: Saldırdıkları polisler de bu ülkenin evlatları. O polisin arkasında bir anne, bir baba var. Aynı şekilde karşı taraftaki gençler de bu ülkenin çocukları. Bu çatışmayı körüklemek yerine vicdani bir sorumlulukla hareket etmek gerekiyor. 17-18 yaşındaki gençlerin duygusallığından faydalanarak, arkadan bağırarak onları kışkırtmak, bir siyasi lidere yakışır mı? Yazık, günah. Hepimizin makul siyaset içinde kalması gerekiyor”
RTÜK Başkanı Ebu Bekir Şahin’in Yayın Yasakları Konusu
RTÜK Başkanı’nın yaptığı açıklamalara “Bu ülkede bir çıkar ve menfaat söz konusu değil mi? Türkiye’yi dünyaya kötü göstermek için gerçeği manipüle ederek yayın yapmak kabul edilebilir mi? Bugün ABD veya İngiltere’de bir olay yaşandığında, basın bunu aynı şekilde, cesurca verebilir mi? Buna gazetecilik faaliyeti derler mi?” gibi sorular ile insanları düşünmeye sevkeden Öz, “Objektif bir şekilde haber yapılabilir ama burada polisin, devleti zaafa uğratacak şekilde gösterilmesi söz konusudur. Halbuki olaylara baktığımızda, kaç polis yaralandı. Polis, sabırla duruyor, karşılık vermiyor ama saldırıya uğruyor. Devletin ve yetkililerin talimatları doğrultusunda hareket ediyor, olayları tırmandırmamak için sabır gösteriyor” şeklinde açıklama yaptı.
Öz, “Marjinal grupların istediği şey, polisin de şiddet uygulaması ve kaos görüntüsü oluşması. Polis bu oyuna gelmemek için direniyor ama sabrı da fazla test etmemek gerekiyor” diye ekledi.
CHP’nin İçindeki Marjinal Gruplar ve Muhalefetin Rolü
CHP’nin, onu marjinal gruplara sürükleyen odaklarla bağını koparıp makul bir zemine dönmesi gerektiğini savunan Öz, “Türkiye için güçlü bir muhalefet şart. Her yerde bir iktidar vardır ve iktidarın hiçbir muhalefetle karşılaşmadığı bir ülkede yaşamak istemem. Muhalefet, denge-denetleme mekanizmasının temelidir. İktidarın yanlışlarını söyleyebilmeli, onu doğru yöne sevk edebilmelidir. Ama bugün CHP’nin bu boşluğu yeterince doldurabildiğini düşünmüyorum ve bu gerçekten üzücü” şeklinde konuştu.
“Türkiye’nin güçlü bir muhalefete ihtiyacı var”
Son olarak, bu ülkenin çocuklarını birbirine düşürmek yerine, siyasette makuliyeti ve sorumluluğu öncelemeliyiz diyen Öz, “Türkiye’nin güçlü bir muhalefete ihtiyacı var ama bu, marjinal grupların peşine takılarak değil, ülkenin çıkarlarını koruyarak olmalı. Umarım en kısa sürede daha sağduyulu bir siyaset zemini oluşturulur” diyerek sözlerini noktaladı.