15 TEMMUZ'UN MANEVİ KAHRAMANLARI - 1 -
Bir zamanlar Diyanet'te vaizlik yapan teröristbaşı Fetullah Gülen'in talimatıyla darbe girişiminde bulunan asker kılıklı teröristlere karşı din görevlileri seferber oldu. Cami minarelerinden yükselen salalarla halkı direnişe çağırmakla yetinmediler, bizzat kendileri de meydanlara indi. 15 Temmuz gecesi hiç çekinmeden ağır silahlar karşısında bedenlerini ortaya koydular. Kimisi şehit düştü, kimisi gazi oldu. - Gazilerden kimisinin bacağı koptu, kimisinin yüzü parçalandı. Aldıkları kurşun yarasına rağmen meydanları hainlere bırakmadılar. FETÖ'nün hani kalkışmasının önlenmesine öncülük eden fedakar din görevlilerinin ibretlik hikayeleri, Diyanet-Sen'in "Darbeyi Durduran Salalar" belgeseliyle ölümsüzleştirildi. - Belgeseldeki gazi ve şehit yakınları, yaşadıklarını anlatıyor: Onlar sadece minarelerden yükselen salalarla halkı darbeye karşı koymaya çağırmadı, bizzat kendileri de meydanlara indi. Çok sayıda din görevlisi, 15 Temmuz gecesi hiç çekinmeden ağır silahlar karşısında bedenlerini ortaya koydu. Kimisi şehit düştü, kimisi gazi oldu. Gazi Diyanet personelinden kimisinin bacağı koptu, kimisinin yüzü parçalandı, kimisinin elleri bir daha kullanılmamak üzere zarar gördü. Çoğunun vücuduna asker kılıklı teröristlerin kurşunu saplandı. FETÖ'nün hain darbe girişiminin önlenmesine öncülük eden fedakar din görevlilerinin gözyaşartan hikayeleri, Diyanet-Sen tarafından "Darbeyi Durduran Salalar" ismiyle belgesel haline getirildi.
ÖZEL HAREKATÇILARLA ÖLÜME KOŞTULAR
Amerika'nın kucağındaki teröristbaşı Fetullah Gülen'in mankurtlaştırdığı FETÖ'cü cuntacıların ilk hedefi, Gölbaşı'ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı'ydı. İmam Mustafa Yaman ile müezzin Hasan Hüseyin Alkır, Özel Harekat yerleşkesinde Şehitler Camii'nde görevliydi. Saldırı haberini alır almaz evlerinden fırlayıp birlikte polislerin yardımına koştular. F-16'ların bıraktığı bombalar Özel Harekatçılarla birlikte onları da hedef aldı. Moloz yığınlarının altında kaldılar. İmam Mustafa Yaman şehadet şerbetini içerken, ağır yaralanan gazi müezzin Hasan Hüseyin Alkır, o anları şöyle anlatıyor: "Sağ elimen yüklenmiş molozları kaldırarak nefes almaya başladım. Kafamı sağa çevirdim baktım ki, ortada bacağı kopmuş ayağa kalmak için çaba sarfeden arkadaşları gördüm ama onun yanında kelimei şehadetlerin arşa yükseldiğini gördüm. Mustafa Hocam, sol yanıma uzanmış yüzü koyun yatıyordu. Üzerindeki molozları aldım. Kafasını ellerimin içerisine alarak, 'Mustafa! Mustafa!" diye bağırdım." Gazi müezzin Alkır, üzerine düşen görevi yerine getirmenin verdiği iç huzuru, "Hayatta malını kaybeden insan bir şeyini kaybeder. Sağlığını kaybeden insan iki şeyini kaybeder ama izzetini ve şerefini kaybeden her şeyini kaybeder' diyor ya, elhamdülillah izzetli ve onurlu bir şekilde üzerimize düşen vazifeyi ifa etmenin güzelliğini yaşıyoruz şu anda" sözleriyle dile getiriyor.
GÜLÜMSEYEN ŞEHİT
Ali Alıtkan, Diyanet İşleri Başkanlığı Rıfat Börekçi
Eğtim Merkezi'nde görevliydi. "Eğer bugün ölürsek çok güzel bir
ölüm olacak. Herkes bizi dualarla yad edecek" dediği kardeşi Hamdi
Alıtkan'la birlikte Genelkurmay Başkanlığı önünde darbeci askerleri
engellemeye çalışırken şehit düştü. Görüntüleri, "Gülümseyen şehit"
olarak hafızalara kazındı. Eşiyle birlikte hastane hastane oğlunu
arayan baba Ekrem Alıtkan, "Acile vardık. O arada işte birinci
servise bakın, ikinci servise bakın, üçüncü servise bakın, yoğun
bakıma bakın, bizi oyalıyorlar. O ara bir poşet geldi. Poşetin
içinde elbiseler. Hanım elbisesini, ayakkabısını gördü. 'Bu Ali'm'
dedi. Morga vardım. Çektiler kafa tarafı geldi. Tabii oğlum da yine
konduramıyorum. Dedim ki biraz daha çek. Ön taraftan baktım ki
oğlum" diyerek gözyaşlarına boğuluyor. Şehit babası Alıtkan, şöyle
devam ediyor: "Bu şehit olan çocuklar seçilmiş çocuklar. Bir
hayatlarına bakın, 3-5 tane şöyle bir karşılaştırın, gidip görüşün
onlarla, hep aynı hikaye. Hep çileli insanlar, hep Rabbine şükreden
insanlar, hep kendilerini Allah-u Teala'ya veren insanlar. Yani
çıkarken zaten şehit olmaya giden insanlar."
BU VATAN İÇİN VERİLMİŞ BİR BACAK
Yatsı namazının ardından evine dönen imam Hüseyin Çınar, uçan
F-16'lara bir anlam veremedi. Darbe girişiminden kızına gelen bir
whatsapp mesajıyla haberdar oldu. O an için "Artık gitmemiz
gerektiğinin kararını verdik" diyor. İmam arkadaşı Uğur
Köseoğlu'yla birlikte engelleri aşa aşa Genelkurmay önüne geldi.
Savaş uçakları Meclis'e bomba atarken, helikopterler de Genelkurmay
önündeki kalabalığı taradı. Çınar, FETÖ'cü pilotların saldırısı
sonucu sağ bacağını kaybetti. Kelimei şehadet getirerek şehit
olmaya gittiğini belirten Çınar, "Bu vatan için verillmiş bir
bacak. Bence bir şey değil. Yani diğer bacağım da gidebilirdi, iki
kolum, hatta gövdem, hatta başım. O gece şehit olmaya da vardım.
Bundan bizim korkumuz söz konusu değil. Feda olsun şu mukaddes
vatana" diyor. Çınar'ın imam arkadaşı Uğur Köseoğlu ise ayağından
yaralanmasına ve helikopterin defalarca alçalıp kendilerine kurşun
yağdırmasına rağmen bacağı kopan arkadaşını hastaneye yetiştirmeye
çalıştı.
VURULDU VAZGEÇMEDİ
İmam Arif Bostacı, evinin balkonunda çay içerken
uçak sesleriyle irkildi. Darbe olduğunu anlayınca eşi ve
çocuklarıyla helalleşip evden çıktı. Ateş altındaki
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne gitti. Helikopter saldırısında
kolundan vuruldu. Geri adım atmadı. Diğer yaralıları araçlara
bindirdikten sonra tekrar geri dönerek, Külliye önüne gelen
ZPT'lere karşı koydu. Bostancı, Külliye önünde kendisini çok
etkileyen bir anektodu da şöyle anlatıyor: "Orada 10 yaşında bir
kız çocuğu gördüm. Babasına kızdım. 'Abi kendin geldin, bu çocuğu
niye getirdin' dedim. 'Evde durduramadım. Çocuk benimle gelmek için
yalvardı' dedi bana. Çocuğa 'evladım niye geldin buraya' dedim.
'Amca burası benim de vatanım' cevabını verdi.
Duygulandım."