Riyâdan uzak, ihlâsla verilen sadaka, kişiyi kötü bir şekilde ölmekten muhafaza eder, belayı defeder, hattâ zalimin zulmünden korur.
Tâbiîn’den İbrahim en-Nehaî (rah.), “Ashâb-ı Kirâm Hazretleri, sadakanın, zalimin zulmünü mazlumdan uzaklaştırdığını söylerlerdi” demiştir.
Sadaka, günahlara keffâret olur.
Malı muhafaza eder, rızkın artmasına vesile olur.
Sahibini, diğer güzel amelleri yapmaya da sevk eder, ibadet etmek, ona kolay gelir. Bu şekilde sadakanın fayda ve menfaatleri kat kat fazladır.
Kalbi ferahlatır, kişinin Allâhü Teâlâ’ya imanını ve hüsnü zannını kuvvetlendirir. Cimrilik ise Allâhü Teâlâ’ya karşı (onun rızkına kefil olduğuna) sûizandan ileri gelir.
Sadaka, nefsi terbiye eder ve insanın maneviyatını artırır.
Cimrilik, nasıl ki her iyiliğe perde olursa sadaka da kişinin noksanlarına, ayıplarına perde olur.
Ömrün bereketine, insanların duasını almaya ve onların muhabbetini kazanmaya vesile olur.
Sahibinden, kabir azâbını defeder.
Kıyamet gününün hararetinde, sahibi için gölge olur.
Allâhü Teâlâ indinde sahibine şefaat eder. Mevlâ’nın rızasını kazandırır.
Dünya ve âhiret meşakkatleri, o kimseye kolaylaştırılır.
Muhakkak yapılan amelin karşılığı yine kendi misliyle olur; kim bir mümini giydirirse Allâhü Teâlâ da ona Cennet elbiselerinden giydirir; kim aç bir mümini doyurursa Allâhü Teâlâ da onu Cennet meyveleri ile doyurur; kim bir müminin susuzluğunu giderirse Allâhü Teâlâ da ona Cennet içeceklerinden içirir; kim darda olan bir müminin sıkıntısını giderirse Allâhü Teâlâ da onun dünya ve âhiret sıkıntılarını giderir...
Cenâb-ı Hak, ilim ehli, cömert, hayâ sahibi, başkalarının ayıplarını örten, dininde kuvvetli, adaletli, kusurları affedici, merhametli, dâimâ şükredici, iyiliği seven, gönlü bol kullarını sever.