Çöküş

Abone Ol

Günümüzün problemlerini sıralayalım dediğimiz de; ekonomi, güvenlik, sağlık problemleri, hava kirliliği gibi birçok maddeyi ardı ardına yazmamız mümkündür. Ancak bir sorun var ki bu sorun çoğu zaman sinsice büyümekte ve size veya yakınınıza dokunmadığı sürece de kendini gizlemektedir.

Günümüzde aile kurumu büyük bir tehlike ve saldırı altındadır. Bireyselliğin ön planda olduğu, özellikle genç kesimin sorumluluk yüklenmekten kaçındığı ve sadece kendileri için yaşadığı, bir başkasını kendi hayatına ortak etmekten hoşlanmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Her şeyin maddiyatla ölçüldüğü, mesleki kariyer basamaklarını tırmanmak için birçok şeyden kolayca vazgeçildiği çağdayız.

Değişen ve sözde modernleşen dünyada bazı değerler yaşantımızdan çıkartılmakta yerine ise benmerkezciliği konumlandırmaktayız. Sekülerizm gereği dünya hayatı her şeyden daha kutsal sayılmakta ve beraberinde toplum ve toplumu oluşturan insanlık günden güne çürümektedir.

Klişe bir değim vardır.

Aile toplumun en küçük yapı birimidir. Ailenin yıkılması demek, toplumun yıkılması demektir. Aileyi maddi ve manevi olarak güçlendirmek, toplumu güçlendirmek anlamına gelmektedir. Aile, toplumun çekirdeği yani özüdür. Aile kurumuna saldırı ise aslında o topluma yapılan saldırıdır.

İçinde bulunduğumuz çağda sistematik ve programlı şekilde bu bağlamda saldırılar sesiz sedasız devam etmektedir. TV programları, diziler, sosyal medyada sunulan içerikler doğrudan aile kurumlarını hedef almaktadır.

Sahneye konulan senaryolarda aile hayatı veya evlilikler özendirilmiyor tam aksi evlilik dışı ilişkiler cazip gösteriliyor, aldatan-aldatılan çiftler, bir çırpıda boşanmalar olağanmış gibi sayılıyor. Dizlerde bireysellik ve özgürlük lafları büyük harflerle işlenirken çocuk sahibi olma, aile kurma gibi sorumluluklar yok sayılıyor veya “çok zor” işler gibi lanse ediliyor.

Oysaki inanan ve merkeze “imanını” koyan insanlar için bu tip meselelerin zorluğu söz konusu olamaz. Kuran’da bu durumlar için iç rahatlatıcı birçok ifade bulmak mümkündür. Örneğin, “Zorlukla beraber kolaylık vardır” ayetine sığınan bir mümin için aile kurma, çocuk sahibi olma gibi dünyevi gereklilikler zorluk olmaktan çıkacaktır. “Allah’ın emri, peygamberin kavli ile…” başlatılan evlilikler ile bu şuur ile devam ederse birçok sorun ve zorluk daha başlamadan bitecektir.

Ne yazık ki başta da belirttiğim gibi gençler farklı yollara kanalize edilmektedir. Aile kurumlarına yapılan saldırı ile amaçlanan toplumun sarsılmasıdır. Maalesef bu konuda da her geçen yıl daha da başarılı olmaktadırlar. 2023 yılı verileri ile 2024 yılı verileri incelendiğinde istatiksel çıktılar iç karartıcıdır. Özellikle evlenme ve boşanma oranları korelasyonu tehdidin büyüklüğünü ortaya koymaktadır.

Evlenen çiftlerin sayısı 2024 yılında 568 bin 395 iken boşanan çiftlerin sayısı 2024 yılında 187 bin 343 oldu. Ayrıca evlilik yaşı ve çocuk sahibi olma yaşları ise yukarı tırmandı. 28-30 yaşında evlenen bir çifttin hemen çocuk sahibi olmadığı, çevresinden aldığı telkin ile üç beş yıl gezip tozduğu daha sonra bebek istedikleri bir çağdayız. En iyi hesaplama ile 35 yaşında anne-baba olan çiftlerin dünyaya getirdiği bebeğin büyükanne ve büyükbabasıyla zaman geçirme süreci oldukça azalmaktadır. Bebeğin 5 yaşına geldiğinde, halen hayatta ise beli bükülen bir dedenin torununa aktaracağı anıları, kuşak bilgileri için zamanı ve enerjisi tartışma konusudur.

Özetle aile kurumuna yapılan saldırılar fark edilmeli ve tersi hareket başlatılmadır. Evlilik ve aile hayatının pozitif yönleri işlenmeli bu tarz içerikler, diziler topluma servis edilmelidir. Şuan toplum ısıtılan bir kabın içerisinde gevşeyen kurbağa gibi yok oluşa sürüklenmedir. Toplum içinde bulunduğu tehdidin farkında değildir. Ancak devlet bu tehdidi görmüş ve 2025 yılını “AİLE” yılı olacağını ifade etmiştir. Bu kapsamda adımlar atılmaya başlanmıştır. Toplum olarak bizlerin de üzerimize düşeni yapmamız gerekmektedir.